29/6/2007
Bediüzzaman'ın ilmi kesbî mi, Vehbî mi?
Buraya kadar Bediüzzaman'ın maddî tahsilini izah etmeye çalıştık. Bir de onun keşfiyatları vardır. Yukarıda Mustafa Sungur ve Bayram Yüksel ağabeylerin Üstaddan nakille verdiğimiz "Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri, Nur Âleminin Bir Anahtarı Risalesini 1953'de yazdığı zaman, 'Tırnak kadar kuvve-i hafızaya mâlik bir adamın kafasında doksan kitabın kelimatı yazılmış...." şeklinde devam eden hâtıranın son kısmında bu ağabeyler şöyle derler:
"[Bu] mesele münasebetiyle buyurmuşlardı ki: 'Benim, bütün bunların kırk bin misli kadar da, manevî meşhudadım var. Onlar da aynen kuvve-i hafızamda yazılmıştır." (1)
Bir diğer husus, Bediüzzaman üveysî bir tarzda İmam Gazâli'den de ders almıştır. Kendisi bununla ilgili olarak şöyle der:
"Ben üveysî bir tarzda bir kısım ilm-i hakikati Hüccetü'l-İslâm olan İmam Gazâlî'den (k.s.) almıştım. Şimdi anlıyorum ki, İmam Gazâlî (k.s.) aynı dersi üveysî bir tarzda İmam-ı Ali'den (r.a.) almıştır." (2)
Üveysî tarzda ilim almak, Peygamberimizin duasını alan ve Tâbiîn'in büyüklerinden olan Yemenli Veysel (Üveys) el-Karânî gibi, kalbî bağlılık ve muhabbetle yaşayan, gaybî ve vasıtasız bir şekilde manevî feyz ve ilhamla öğrenmektir.
Ziya Paşa'nın, "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
"Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" beytinde olduğu gibi, onun ilmini asıl ispat eden Risâle-i Nurlardır. Bu eserleri okuyanlar, onun nasıl bir ilme sahip olduğunu açıkça görürler.
Diğer taraftan, biz ondaki kesbi ilim, yani okumakla kazanılan ilim üzerinde durduk. O, bir de vehbî ilme sahipti. Yazması gereken hususlarda Yüce Allah kendisine ilham ediyor, o da yazıyordu. Birinci Dünya Savaşında bir yandan düşmanla çarpışırken, bir yandan da talebesi molla Habib'e İşârâtü'l-l'caz tefsirini yazdırması, yüzlerce hadisi ve çeşitli isimleri içerisine alan 19. Mektubu yanında hiçbir hadis kitabı bulunmadan toplam 12 saatte yazması ve Risâle-i Nur külliyatında böyle yazılan daha pek çok risalenin bulunması, bu gerçeği gösteren alâmetlerdir.
Ayrıca Tarihçe-i Hayat'ta Bediüzzaman'ın birincisi, eline aldığı her şeyi istisnasız anladığı fikrinin açık olduğu vakitler; ikincisi de okumak şöyle dursun, konuşmaktan dahi hoşlanmadığı fikrinin tutuk bulunduğu zamanlar gibi iki zıt halinin bulunması da, onun ilminin vehbî olduğunu göstermektedir.3
Yukarıda hatıralarına yer verdiğimiz Bediüzzaman'ın üç aylık tahsilindeki hocası Şeyh Muhammed Celâlî Hazretlerinin oğlu Şeyh Nizâmeddin Arvasî de hatırasının son kısmında konumuzla ilgili olarak şöyle der:
"Ağabeyim Molla Muhammed Sıddık da medresede Üstatla birlikte okuduğundan, Üstadın büyüklüğünü çok iyi biliyordu. O, 'Bediüzzaman'ın ilmi Allah vergisidir, onun ilmi vehbîdir' derdi.
Burada bir hadise yer vermek istiyoruz. Peygamberimiz (a.s.m.) buyuruyor ki:
"Ümmetimden iki adam olacak: Birisi Vehbdir ki, Allah ona hikmet-i İlâhiye ve hikmet-i Kur'âniye ihsan edecektir. Diğeri ise gaylandır. Onun bu ümmete verdiği fitne, şeytanın fitnesinden daha dehşetli olacaktır." (4)
Allahü a'lem burada geçen birinci şahsın Bediüzzaman olduğunu söylemek mübalağa olmasa gerektir. Zaten büyük hadis âlimlerinden Münâvî de, âhir zamanda gelecek şahsa ilmin kısa zamanda verileceğini söylemiştir. (5)
Burada bir hususu daha ifâde edelim, ilham edilmesi, Bediüzzaman'ın vehbî ilme sahip olması,— hâşâ—ona vahye dildiği mânâsına gelmez. İlham peygamberlere gelen şekliyle "vahiy" demek değildir. Peygamberlere peygamberlikleri gereği yapılan vahiy, ilhamdan kıyas edilemeyecek derecede yüksektir. (6)