14/8/2007
Zaman tünelinde tesettüre dair levhalar
Tesettür hürriyettir!
Müstehcenlik probleminin kökleri insanlık tarihi kadar derinlere uzanıyor. Tarihî kaynaklar, asırlar boyu tesettürün kadının hür mü, yoksa köle mi olduğuna dair bir “işaret, sembol” anlamını taşıdığını belirtiyorlar. Tarihte, hür kadınlar vücut hatlarını gizleyen örtüleriyle, kendilerini teşhir eden köle kadınlardan ayrılıyorlardı…
Müstehcen giysilerin köle olsun, hür olsun kadınlar arasında revaç bulduğu toplumlarsa hiçbir zaman uzun ömürlü olmadılar. Sözgelimi, tarihin büyük imparatorluklarından Roma’yı yıkan aslî sebeplerden biri de sefahat âlemleri ve kadınlardı. Ünlü filozof Seneca, Romalı kadınların içler acısı halini tarihe şu notla düşmüştü: “Erkekler için kadınların artık çekici kalan hiçbir yanları kalmadı. Nasıl kalsın ki, kadınların artık her şeyleri meydanda…”
21. asrı geçmiş yüzyıllardan ayıran en önemli özelliklerden bir tanesiyse kadının meta olarak kullanılmasının yaygınlaşması. Müzik, sinema, klip, defile, reklâm, magazin dünyasının vazgeçilmez öğesi durumunda kadın.
Hayâ duygusunun giderek aşındığı bu tablo içinde, aile yapısı zedeleniyor, kadına yönelik suçlarda hızlı bir artış görülüyor. Cinsel suçlardaki artış, “Tesettür esarettir!” diyerek Kur’ân’ın tesettür emrine muhalefet eden sefih medenîlerin hayâsız yüzlerine vurulan şiddetli bir tokat değil mi sizce de?
Osmanlı aydınları tesettürü tartışıyor.
Bugün kamuoyunu en çok meşgul eden, devletin en hassas olduğu konuların başında tesettür meselesi gelir. Yüzyılın başında da tablo aynıydı. Yani değişen bir şey yok…
Yakın tarih uzmanları, Cumhuriyet ideolojisi üzerinde etkili olan bazı Osmanlı aydınlarının kıyafeti bir "çağdaşlık projesi" olarak gördüğünü anlatır. Bir türlü tamamlanamayan bu projenin(!) mimarları arasında Abdullah Cevdet, Beşir Fuat, Baha Tevfik gibi isimler vardır. Bu aydınlar fikirlerini İçtihad, Meşveret gibi dergilerle halka ulaştırırlar.
Mehmet Akif Ersoy, İsmail Hakkı İzmirli gibi Osmanlı aydınları ise tesettürün çağdaşlaşmaya engel olamayacağını makalelerinde ifade ederler. Sırat-ı Müstakim-Sebilürressad, Beynül-hak, İslâm mecmuası, Volkan gibi dergilerdeki çalışmalarıyla halka ulaşırlar. Sözgelimi; 1914 yılında, İsmail Hakkı İzmirli, Sebilürreşad dergisindeki makalesinde şunları söyler: "Bugün bizi en ziyade meşgul eden bir mesele-i ilmiye var ise, o da tesettür meselesidir."
Osmanlının pozitivist aydınlarından Abdullah Cevdet ise kendi çıkardığı İçtihat dergisinde başörtüsü aleyhinde yazılar neşreder. Bir makalesinde, Fransız edebiyatçı dostunun tavsiyesiyle “Avrupa’dan damızlık erkek” getirmeye kadar vardırdığı Müslüman kadını çağdaşlaştırma formülünü şöyle izah eder:
“Fermez le Coran, ouvrir les femmes.”
Yani: “Kur’ân’ı kapa, kadınları aç.”
Abdullah Cevdet’in dostlarından ve dönemin aydınlarından Baha Tevfik de bir tesettür aleyhtarıdır. Bir makalesinde “Maddî sebepler ve tesettür insanları birbirinden ayırıyor” der. Evlilik kurumuna şiddetle karşı çıkar.
Tesettüre dair bir risale
Bediüzzaman Hazretleri, Darülhikmeti’l-İslâmiyede bulunduğu yıllarda (1918–1922), Avrupa’dan tesettür ayeti aleyhine gelen itirazlar üzerine Tesettür Risalesini kaleme alır, ama neşretmez. Neşretmeme sebebini de “İlerideki kanunlara temas etmemek için o Tesettür Risalesini setrettim” diyerek açıklar. Ne var ki, yanlışlıkla bir yere gönderilen bu eser ilmî bir risale olmasına rağmen rejimi tehditkâr bulunur. (Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşriyat 2006 baskısı, s. 344.) Kur’ân’ın tesettür emrinin kadınların fıtratına uygun olduğunu psikolojik, sosyolojik, biyolojik, tarihî yönleriyle anlattığı bu eserindeki iki cümle yüzünden 1935’te tutuklanır. Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinin 19 Ağustos 1935 tarihinde verdiği kararla, hukukî bir suç isnat edilmemesine rağmen, “kanaat-i vicdaniyeye” dayanarak 11 ay hapisle birlikte Kastamonu’da “mecburî ikamet” cezasına maruz kalır, 15 talebesi de altışar ay hapis ile cezalandırılır. (Tarihçe-i Hayat, 2006 Yeni Asya Neşriyat baskısı, s. 11.)
Tesettürle birlikte, miras hakkı ile ilgili ayetlere yaptığı yorum da mahkeme tarafından “irtica fikriyle” suç unsuru olarak gösterilmiştir. “Erkeğin mirastan hakkı iki kadın payı kadardır.” (Nisa Suresi, 176.) “Annenin hakkı altıda birdir,” (Nisa Suresi, 11.) ayetlerine yaptığı açıklamalar 163. Madde ile suçlanmasına neden olmuştur. (A.g.e, s. 399.)
Bediüzzaman Hazretleri, Eskişehir Mahkemesi savunmasında Tesettür Risalesi’nin, “mim”siz medeniyet ve İngilizlerin siyaset oyunlarına verilmiş ilmî bir cevap olduğunu belirtmiştir. (A.g.e, s. 389.)
Günümüzde, kadınların tesettürü konusundaki yasaklamaları “mim”siz medeniyet ve İngilizlerin siyaset oyunları içinde bir oyun olarak hiç düşünmüş müydünüz?
Orta Doğu’ya barış ve özgürlük için geldiklerini söyleyen Avrupa ve Amerikalıların işe kadınların kıyafetinden (burkasından, çarşafından…) başlaması boşuna değil anlaşılan. Ne dersiniz?
Yasemin Güleçyüz
Konu: slm
TEBRİKLER GÜZEL OLMUŞ gürel
Bağlantı »
Konu: s
tesekkürler
Bağlantı »
Konu: sa
Tesettür özgürlüktür...Güzel bir yazı.Tebrik ederim...
Bağlantı »