Siyasî tercihimizi belirleyen yüksek değerler

Müslümanlar siyâsî tercih olarak ayrı düşebilirler; fakat hiçbir şey, ama hiçbir şey Müslümanları, İslâm kardeşliğini siyâsî tarafgirliğe fedâ etmeye itmez ve itmemeli. Bedîüzzaman siyâsî tarafgirliğin; fâsık bir siyâsettaşını melek görecek; kendi siyasî görüşüne taraf olmayan bir din kardeşini de şeytan görecek derecede Müslüman’ın sosyal hayatını zehirlediğini, Müslümanlar arası uhuvveti, kardeşliği ve ihlâsı bozduğunu kaydeder ve bundan dolayı siyasetten Allah’a sığındığını bildirir.

  • Malatya/Hekimhan’dan Erkan Akgül: “‘Bir ülkenin yöneticisi kadın olursa yerin altı üstünden hayırlıdır’ meâlindeki hadîsi nasıl anlamamız gerekir? Özellikle seçimlerin yaklaştığı bu günlerde bu konuda tartışmalar yaşanıyor. Siz ne dersiniz?”
     

  • Kudsi Kolbaşı: “Fitne çıkarmak veya gıybet etmek gibi olmasın; ama bazı kimseler Yeni Asya’nın siyaset yaptığını iddiâ ediyor. Bu iddiâlar doğru mu? Ve bu iddiâları nasıl değerlendirirsiniz? Hazret-i Üstad, talebelerini siyasetten şiddetle men etmiştir. Nurcuların arasında ‘Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım’ düsturu vardır. O zaman bu iddiâ neden? Cemaat taassubu veya tarafgirlik karıştırmadan açıklayabilir misiniz?”
     

  • Trabzon’dan Mehmet Akyıldız: “Câmiü’s-Sağir’de, ‘Yöneticisi kadın olan millet payidar olamaz’ hadisi vardır. Bu hadis çerçevesinde Yeni Asya cemaatinin DYP’yi desteklemesini izah eder misiniz?”
     

  • İsim belirtmeyen okuyucumuz: “Baştan beri AKP’ye muhalefet ediyor, DYP’yi destekliyorsunuz. Bunu anlamış değilim. Peygamber Efendimizin (asm), ‘Eğer bir ülkeyi kadın yönetiyorsa, ülkedeki erkekler başlarını toprağın altına soksunlar’ hadisine biat etmemiş olmuyor musunuz?”
     

  • Ankara’dan Furkan bey: “Kendimize ve dostlarımıza tavsiye ettiğimiz liderlerin özellikleri Kur’ân ve Sünnet ışığında nasıl olmalı? Bu şartlara uymayan kişilerden lider ve önder olur mu?”

Sorularınızı inşallah birkaç maddede ele alalım:

1- Sorularınız başımın tacı. Açık yürekliliğiniz için teşekkür ediyorum. Cenâb-ı Mevlâ’mız cümlemizi istikâmetten ayırmasın. Âmin.

2- Risâle-i Nûr’a göre, Risâle-i Nûr dâvâsı hem îmân esaslarını ispat eden, hem îmân-ı tahkikî yollarını gösteren, hem dünya çapındaki dehşetli dinsizliğe sed çeken, hem şeriatın îmân cephesiyle berâber asrımıza bakan sosyal ve siyasî cephelerini aydınlatan ve hem her gün değişen sosyal ve siyasî çalkantılar karşısında Müslüman’ın hareket tarzını belirleyen, tercih değerlerini netleştiren ve siyâsî tavrını çizen ve yol gösteren çağdaş bir îmân ve Kur’ân dâvâsıdır.

3- Risâle-i Nûr; Şerîât-ı İslâmiye’nin îmân esaslarını Sözler’de, Mesnevî-i Nuriye’de, İşârâtü’l-İ’câz’da, Lem’alar’da, Mektubât’ta ve Şuâlar’da beyan eder. Şerîât-ı İslâmiye’nin sosyal ve siyasal meselelerini ise Risâle-i Nur, bu zikrettiğimiz Risâlelerle birlikte, Münâzarat’ta, Sünuhât’ta, Dîvân-ı Harb-i Örfî’de, Hutbe-i Şâmiye’de ve Lâhika Mektuplarında (Emirdağ Lâhikası başta olmak üzere Kastamonu ve Barla Lâhikalarında) çok net bir üslup ve açık bir dil ile izah eder.

4- Asrımızda Şeriât-ı İslâmiye’nin anahtarı Risâle-i Nûr’dadır. Abartmıyorum. Mübalağa etmiyorum. Bu gün Şeriât-ı İslâmiye adına söz, Risâle-i Nûr’undur. (Biz taraf isek, bu noktada tarafız.) Îmânî meseleler söz konusu olduğunda Risâle-i Nûr’a el bağlayıp; sosyal ve siyasal meseleler söz konusu olduğunda Lâhika Mektuplarını bir tarafa bırakmayı ve duygularımıza göre hareket etmeyi biz Risâle-i Nûr’a sadakatle bağdaştırmayız. Biz; Risâle-i Nûr’u bir bütün olarak ve olduğu gibi alırız; ona yorum katmaktan, onu tevil etmekten ve onunla çelişmekten de Allah’a sığınırız. Çünkü bugünün yarını da var; bu dünyanın ötesi de var.

5- Bedîüzzaman Saîd Nursî Hazretlerinin, “Şeytandan ve siyâsetten Allah’a sığınırım” sözünden:

a) “Siyâsî tarafgirliği, İslâm kardeşliğine tercih etmekten Allah’a sığınırım” mânâsını anlıyoruz. Çünkü Müslümanlar siyâsî tercih olarak ayrı düşebilirler; fakat hiçbir şey, ama hiçbir şey Müslümanları, İslâm kardeşliğini siyâsî tarafgirliğe fedâ etmeye itmez ve itmemeli. Bedîüzzaman siyâsî tarafgirliğin; fâsık bir siyâsettaşını melek görecek; kendi siyasî görüşüne taraf olmayan bir din kardeşini de şeytan görecek derecede Müslüman’ın sosyal hayatını zehirlediğini, Müslümanlar arası uhuvveti, kardeşliği ve ihlâsı bozduğunu kaydeder ve bundan dolayı siyasetten Allah’a sığındığını bildirir.1

b) Bu sözden, ikinci olarak da, “Aktif siyâsete girmekten Allah’a sığınırım” mânâsını anlıyoruz. Çünkü aktif siyâset, meslek itibariyle îmân kurtarma dâvâsının başında bulunan Risâle-i Nûr’un görevi ve tarzı değildir. Nitekim Bedîüzzaman Saîd Nursî Hazretleri kendi sağlığında hiçbir zaman parti kurma teşebbüsünde bulunmadığı gibi, talebelerini de bundan men etmiştir. Ve nitekim Nur Talebeleri de hiçbir zaman aktif siyâsetin içine Risâle-i Nûr adına girmemişler; parti kurma ve (meşhur tabirle) devleti ele geçirme teşebbüsünde bulunmamışlardır. Çünkü Risâle-i Nûr’un dâvâsı dünyevî değil; uhrevîdir. Çünkü Risâle-i Nûr yalnız dünyevî amaçlara değil; uhrevî gâyelere bile âlet olmayacak derecede yüksek bir îmân aksiyonunun adıdır.

Bedîüzzaman Hazretlerinin, “Şeytandan ve siyâsetten Allah’a sığınırım” sözü, mevcut siyâsî partilerin birine, vatan, millet ve İslâmiyet menfaatine “oy vermek” gibi bir vatandaşlık görevini iptal etmez. Çünkü biz vatandaşız. Oy vermemiz gerekir. Kısmetse sandığa gideceğiz. Oylarımızla vatan, millet ve İslâmiyet adına yararlı bulduğumuz bir partiyi destekleyeceğiz ve muvaffak olması için duâ edeceğiz.

6- Biz, oy verirken Risâle-i Nur’un sosyal ve siyâsî içtihatlarına aykırı hareket etmeyi doğru bulmayız.

7- Dînî içerikli bir parti kurulmasının, İslâm ahlâkı ve terbiyesi zayıfladığı için, dîni siyâsete âlet etmekten kendini kurtaramayacağından, “çok tehlikeli” sonuçlar doğuracağını bildiren ve Müslüman’ları ısrarla uyaran2 Bedîüzzaman Saîd Nursî Hazretleri, 1950’den sonra iktidara gelen Demokrat Parti’nin “hürriyetçi ve demokrat” programını İslâmiyet adına tasvip etmiş; 1957 seçimlerinde, dinî bir programı olduğu iddiâsıyla Hürriyet Partisi ortaya çıkmış olmasına rağmen,—oy verme işlemi her zamanki gibi gizli yapıldığı halde—“Demokratların sandığı hangisidir?” diyerek oyunu “açıktan” Demokrat Parti lehine kullanmıştır. (Bakınız: Son Şahitler, 1/419: Bayram Ağabeyin hatıraları)

Bedîüzzaman’ın bu açık tavrının içerdiği mesaj bu millet için hâlâ günceldir ve önemlidir:

a) Bundan böyle, “hürriyetçi ve demokrat kimliği” özümsemiş ve bunu gelenek ve misyon haline getirmiş olan (milletin değerlerine gerçekten sahip çıkan, millete tepeden bakmayan, milletin maddî-mânevî her problemini el üstünde tutan ve millet çoğunluğunun tasvibine mazhar olan) parti; vatan, millet ve İslâmiyet adına desteklenmelidir.

b) Bu önemli siyâsî ölçü ve sosyal kriter hakkında seçmenler yeri ve zamanı geldiğinde bilgilendirilmeli ve oyların yanlış ve elverişsiz yerlere dağılması önlenmelidir.

c) Çünkü oyların sağa sola dağılması merkezde siyâsî zaafiyet doğuracak; bu da yönetimde istikrarsızlık getirecektir.

8- Bedîüzzaman’a göre din siyâsete malzeme ve âlet edilmemelidir. Dîni siyâsî malzeme yapanlar ve din partisi kuranlar, hatâları nedeniyle dîne zarar verirler, dîni bilmeyen kahir ekseriyeti dinin aleyhine geçirmeye sebep olurlar.3

Nitekim, Risâle-i Nûr’un bu haklı görüşü dinlenseydi ve otuz senedir ülkemizde dîn siyâsî malzeme olarak kullanılıyor olmasaydı; bugün Risâle-i Nûr’un fütûhâtı gölgelenmeyecekti; güzel ülkemizin insanları ve yöneticileri bugün dinden korkar hale gelmeyeceklerdi, dine irticâ damgası vurulmayacaktı. Çünkü Risâle-i Nûr’un fütuhâtı, dînin ve Allah korkusunun herkese her zaman lâzım olduğunu herkese gösterecekti. Dînî parti hülyalarıyla bu mânevî ve yüksek fütûhât zarar gördü. Bu mânevî zararın tokadını ise, son üç beş yıldan beri millet olarak maddî-mânevî yedik ve yiyoruz. Duâmız odur ki, Rabbimiz rahmetini ve mağfiretini üzerimizden eksik etmesin. Âmin.

9- Demokrat geleneğe ve misyona sahip partiyi hatâsız ve günahsız îlân ediyor değiliz. Hatâlarına elbette katılmayız. Fakat doğruları hatâlarından çoksa desteklemeye değer buluruz. Sözgelişi, bu partinin demokrasi ve insan haklarına “samîmî” yaklaşımı, köklü geleneği ve ekibinin yöneticilik ehliyeti bulunması bu partiyi vatan, millet ve İslâmiyet adına desteklememiz açısından yeterli ölçülerdir. Başkanının kadın olması bize göre parti içi bir meseledir. Kaldı ki, seçilerek gelmiştir. Bununla berâber ehliyetini göstermiş ve liyâkâtini ispat etmiş bir kadının ülkeye hizmet vermesi, söz konusu hadîsin mânâ ve muhteviyâtı ile çelişmez. Çünkü demokrasilerde liderlik sultanlık değil; hizmetkârlıktır.

Bu sosyal standardın temelinin İslâmiyet’le atılmış olduğunu teslim etmeliyiz. Peygamber Efendimiz’in (asm), “Kavmin efendisi, onlara hizmet edendir”4 hadisini hatırlayalım. Bu hadisi Bedîüzzaman Hazretleri, “Emirlik reislik değil; millete bir hizmetkârlıktır” sözüyle tefsir eder. 5

Öte yandan; kadın başkanların tarihte örnekleri de vardır: Hazret-i Âişe validemizin (ra) çok mühim toplumsal görevlerin bizzat içinde yer aldığı ve meselâ Cemel vakasında uhdesindeki ordunun başında emir olduğu ve lider olarak orduyu yönettiği; yine bir kadın emîr ve lider olan Sebe Melikesi Belkıs’ın başarılı bir hükümdâr olarak, peygamber bir hükümdâr olan Hazret-i Süleyman’a (as) îmân ve ittibâ ettiğinin Kur’ân’da bildirildiği6 unutulmamalıdır.

10- Yeni Asya gazetesi zannedildiği gibi aktif siyaset yapmıyor, parlamentoya adam göndermiyor, dünya cereyanlarına girmiyor, devleti ele geçirmeye çalışmıyor; fakat Yeni Asya Risâle-i Nûr’un siyâsî düsturlarını ve sosyal prensiplerini bizzat Risâle-i Nûr’dan (ilk elden/kaynağından) alarak âleme îlân ediyor. Yeni Asya bu düsturları otuz yıldır îlân ediyor. Otuz yıldır Yeni Asya “demokrasi lâzımdır” diyor; fakat maalesef anlaşılmıyor, anlaşılmıyor, anlaşılmıyor! Demokrasi “küfür rejimi” îlan ediliyor; ya kasıtla, ya da bilmeyerek. Bir defa olsun Risâle-i Nûr’a açılıp bakılmıyor. Risâle-i Nûr yalnızca bir îmân inkılâpçısı zannediliyor. Risâle-i Nûr’un, aynı zamanda Şeriatın çağımızdaki bir açılımı mâhiyetinde olan siyâsî düsturlarına ve sosyal uyarılarına kulak verilmiyor.
(Şimdi hadiseler Yeni Asya’yı ve tabiî ki Risâle-i Nur’u doğrulamıyor mu? Bu gün onlar da, “Biz dînî eksenli bir parti değiliz; biz demokrasi istiyoruz” demiyorlar mı? O halde otuz yılık siyâsî-hatâlı mazilerinde kulak vermedikleri Risâle-i Nur’dan özür dilemeyecekler mi?)

11- Yeni Asya otuz yıldan beri neden demokrat misyonu desteklediğini ve bugün neden DYP’nin desteklenmesi gerektiğini her gün, her sayfasında saygıdeğer yazarlarıyla, haberleriyle, yorumlarıyla izah ediyor. Yeni Asya’yı yalnız bir siyâsî gazete gözüyle değil; Risâle-i Nûr’un günlük bir lâhika mektubu nazarıyla okursak, sanıyorum, sorularımızın daha geniş cevabını samîmîyetle bulmamız zor olmayacaktır.

Dipnot:
1- Beyânât ve Tenvirler, s. 117;
2- Emirdağ Lâhikası, s. 386, 387;
3- Hutbe-i Şâmiye, s. 41, 42;
4- Fethu’l-Kebîr, 2/195;
5- Beyânât ve Tenvirler, s.157;
6- Neml Sûresi, 27/23-44.

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!

otel emlak inşaat tekstil
Farklı Pencerede Aç