sekine duasi

  • 1. Allah(c.c.)(c.c.) en büyüktür (On defa).

    Rahmân ve Rahîm olan Allah(c.c.)(c.c.)'ın adıyla
    2. O rubûbiyet ve ulûhiyetinde istiklâl sahibi olan ve kâinatın tamamına bizzat hükmettiği gibi, küçük büyük her bir varlığa da bizzat hükmeden ve kâinattaki geniş icraatına hiç kimse müdahale edemeyen Ferd'dir.
    O, varlıklara hayat verip canlandıran, Kendi hayatı ise zâtî, ezelî ve ebedî olan Hay'dır.
    O, varlığıyla bütün varlıkları düzenli bir şekilde ayakta tutan; fakat Kendi varlığı hiçbir varlığa bağlı olmayan Kayyûm'dur.
    O, haklıyı haksızdan ayıran, her şeyi hikmetle, bir gaye için ve faydalı bir şekilde yaratan Hakem'dir.
    O, kâinatı ince hesaplarla yaratan, her varlığı yaşadığı şartlara uygun olarak donatıp bütün ihtiyaçlarını adaletle veren ve başkalarının hukukuna tecavüz eden varlıkları cezalandırıp iyilik yapanları da mükâfatlandıran Adl'dir.
    O, hiç bir şekilde hiçbir noksanı olmayan, kâinatta görünen bütün kusurlar asla Kendinde bulunmayan, sapıtmışların söyle-dikleri batıl düşüncelerden sonsuz derece yüce olan, kâinatı dâima temiz tutarak güzelleştiren ve her bir varlık tesbihleriyle
    kudsî isimlerini her tarafta ilân eden Kuddûs'tür.
    3. "Allah(c.c.)(c.c.) her zorluğun arkasından bir kolaylık yaratır." (Talâk, 65: 7.)
    4. "Bütün yüzler, varlıklara hayat verip canlandıran, Kendi hayatı zâtî, ezelî ve ebedî olan; ve varlığıyla bütün varlıkları düzenli bir şekilde ayakta tutan; fakat Kendi varlığı hiçbir varlığa bağlı olmayan Allah(c.c.)(c.c.)'ın huzurunda eğilmiştir." (Tâha, 20: 111.)
    5. "Şüphesiz ki Allah(c.c.)(c.c.), size şefkatle muamele ederek iltifatının inceliklerini gösterir; merhamet ederek hususî ihsanlarda bulu-nur." (Hadîd, 57: 9.)

    6. "Muhakkak ki Allah(c.c.)(c.c.), tevbeleri çok kabul edici, kullarına çok merhamet edicidir." (Nisâ, 4: 16.)
    7. "Muhakkak ki Allah(c.c.)(c.c.), çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir." (Nisâ, 4: 106.)
    8. "Muhakkak ki Allah(c.c.)(c.c.), çok bağışlayıcıdır. Her şeye gücü yeter." (Nisâ, 4: 149.)
    9. "Şüphesiz Allah(c.c.)(c.c.) her şeyi hakkıyla işitir ve her şeyi hakkıyla görür." (Nisâ, 4: 58.)
    10. "Muhakkak ki Allah(c.c.)(c.c.), her şeyi hakkıyla bilir ve her işi hikmetle yapar. " (Nisâ, 4: 11.)
    11. "Muhakkak ki Allah(c.c.)(c.c.), sizin üzerinizde gözeticidir ve her hâlinizi görür." (Nisâ, 4: 1.)
    12. "Biz sana, apaçık bir fetih yolu açtık." (Fetih, 48: 1.)
    13. "Tâ ki Allah(c.c.)(c.c.), sana pek şerefli bir zaferle yardım etsin." (Fetih, 48: 3.)
    14. "Şüphesiz, Allah(c.c.)(c.c.)'a tâbi olan topluluk gerçek galiplerin tâ kendisidir." (Mâide, 5: 56.)
    15. "Şüphesiz ki Rabbin, sonsuz kuvvet ve izzet sahibidir." (Hûd, 11: 66.)
    16. "Muhakkak ki Allah(c.c.)(c.c.), sonsuz zenginlik sahibidir ve hamd edilmeye en çok lâyık olandır." (Lokman, 31: 26.)
    17. "Allah(c.c.)(c.c.) bana yeter. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur." (Tevbe, 9: 129.)
    18. "Allah(c.c.)(c.c.) bize yeter. O ne güzel vekildir." (Âl-i İmran, 3: 173.)
    19. "En büyük korku olan kıyâmetin dehşeti onlara üzüntü vermez." (Enbiyâ, 21: 103.)
    20. "Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım dileriz." (Fâtiha, 1: 5.)
    21. "Ve, ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve min-net, âlemlerin Rabbi olan Allah(c.c.)(c.c.)'a mahsustur." (En'âm, 6: 45.)
    (19 defa okunur.)

Yaratan tabiat mı?

Kainat her an milyarlarca faaliyete sahne olmakta. Bu haliyle dev bir laboratuara, yahut muazzam bir sahneye benziyor. Müthiş manevraların yapıldığı bir ordugaha, akıllara durgunluk verecek büyüklükte bir fuara veya milyarlarca yaratığın istifade ettiği geniş bir sofraya da benzetebiliriz.

İşte dünyamız! Güneşin etrafında büyük bir hızla dönüyor. Fakat uzaya fırlamıyor. Üstünde taşıdığı yolcuları, yani insanları, hayvanları, bitkileri, cansızları hiç incitmeden binlerce yıldır taşıyor.

Güneş! Her sabah taze bir ahenkle, tam vaktinde doğuyor. Kendisine verilen ısıtma ve aydınlatma vazifesini, büyük bir intizamla yerine getiriyor.

Boşlukta asılı yıldızlar! Dünyamızdan binlerce defa daha büyük o dev küreler, gök kubbede parlamaya devam ediyorlar.
Her yerde, her an harika sanat eserleri ortaya çıkıyor.

Bir minicik tohum atıyorsunuz toprağın bağrına. Üstünü örtüp suluyorsunuz. Bir süre sonra bir de bakıyorsunuz ki, güzeller güzeli bir filiz olmuş. Derken büyüyor bu filiz; dal oluyor, yaprak oluyor. Nihayet latif çiçekler açıp tatlı meyveler veriyor.

Bir kanarya yumurtası düşünün. Kanaryanın karnına giren değişik gıdalardan oluşmuş küçücük bir cisim. Zamanı gelince, çatlıyor bu yumurtacık. Bir de bakıyorsunuz, içinden bir yavru çıkmış. Henüz sertleşmemiş gagası, tüylenmemiş vücuduyla o minik kuş yavrusu çıkıveriyor dünyaya. Zamanla renkli tüylerden elbise giyiyor, güzel güzel ötmeye başlıyor...

İnsana bakın! Başlangıçta bir damla su. Zamanı gelince et oluyor, kan oluyor, kemik oluyor bu damla. Vakit tamam olunca da, bir bebek kazanıyor dünya. Gören gözler, işiten kulaklar, koku alan burun, tutan el, yürüyen ayak, hisseden kalp, düşünen beyin... Bütün bunlar yavaş yavaş oluyor ve öyle bir an geliyor ki; o bir damla su, kainatı bir kitap gibi okuyabiliyor!

Alemde olup biten harika işler, saymakla bitecek gibi değil!

Bakıyorsunuz, her iş, büyük bir nizam ve intizam içinde yapılıyor. Her faaliyette bir fayda ve hikmet gözetiliyor. Şuurlu bir ölçüyle yaratılıyor her şey. Hiç bir şey başıboş değil; hiç bir mahluk kendi haline bırakılmamış.

Soruyorsunuz: Kim yaratıyor bütün bu sanat eserlerini? Bu faaliyetleri yürüten, yıldızları saptırmadan döndüren, dünyayı canlılara beşik yapan, milyarlarca mahluka vakti vaktine rızık veren kim? Kimdir o yaratıcı ki, toplu iğne başı kadar bir tohumdan dev gibi bir ağaç; bir damla sudan, insan çıkartıyor?

"Tabiat" diyor bazı kimseler. Uydurulmuş şekliyle, "Doğa". Televizyonda, radyoda, gazete ve dergilerde, hatta ders kitaplarında zaman zaman rastlıyorsunuz bu kelimeye.

Sormak lazım böyle diyenlere: Tabiat nedir? En kısa tarifiyle "Canlı ve cansızların tümüdür", diyecekler.

Cansızların kendi başlarına bir şey yapamayacakları, apaçık bir gerçektir. Çekici, çiviyi, tahtayı koyun bir odaya, milyon sene bekleyin, şuurlu bir usta bunları kullanmadığı sürece bir sehpa bile yapılamayacaktır. Toprak, hava, su, güneş ışığı çekiçten, çividen ve tahtadan daha şuurlu değildir. Keza, bir kar çiçeği bile, bir sehpadan daha mükemmeldir. Hal böyle olunca, cansız, akılsız, şuursuz, kuvvetten, iradeden mahrum tabiatın basit bir canlıyı bile yapamayacağı açıkça ortaya çıkar.

Gelelim canlılara. Bunların da en şuurlusu, insandır. İnsan ise, bu kainatı ve içindekileri yapmak şöyle dursun, minnacık bir yaprağı bile yapmaktan acizdir. Üstelik o da kendini yaratanı aramakla meşguldür.

Tabiatın canlılarla cansızlardan oluştuğu, bunların ise hiç bir şeyi yaratamayacakları kesin olarak biliniyorsa, bu kainatı ve kainattaki bütün sanat eserlerini sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah'ın yarattığı, açıkça ortaya çıkmıştır.
Tabiat safsatasını kasten ortaya atan inkarcının şöyle dediğini duyar gibiyim: "Ya bütün bu mahlukatı 'Tabiat Kanunları yarattıysa?" Belki o "Tabiat" ve "Kanun" kelimelerini kullanmak istemez de, "Doğa Yasaları" der. Her neyse...

Sormak lazım onlara: "Bu kanunlar akıllı, şuurlu, gören, işiten, karar verme kabiliyetine sahip, her şeyi bilen şeyler mi?" Cevap "Hayır" olacaktır. Çünkü, "evet" sözüne odunlar bile güler. Bu saydığımız vasıflara sahip olamayanın yaratıcı da olamayacağını yukarıda açıklamıştık.

Kaldı ki, tabiat kanunları Allah'ın varlığına delildir. Neden mi? Çünkü, kanun varsa, onu koyan biri vardır. Hiç bir kanun kendi kendine ortaya çıkamaz. İnsanların yaptığı kanunlarda bile, bunu açıkça görüyoruz. Bir başka mes'ele de şudur: Kanunların uygulanması için bir hakime ihtiyaç vardır. Hakim yoksa, hiç bir kanun kendi başına suçluyu yargılayamaz. Bunun en güzel örneğini, yine insanların yaptığı kanunlarda görmek mümkündür.

Tabiatın yaratıcı olduğunu iddia edenlere şunu da sormak gerek: "Kainatı ve tabiat kanunlarını kim yarattı?" Bu suale, mecburen "tabiat" diye cevap verecektir. "Tabiat nelerden ibarettir?" diye ikinci bir soru sorulursa, "Kainattan ve tabiat kanunlarından ibarettir," cevabını verecektir. Çünkü, gerçek de budur. Bu cevabı aldıktan sonra son darbeyi indirmek gerekir: "Tabiatçı efendi! Sen bu sözlerinle, kainatın kendi kendini yarattığını iddia etmek gibi gülünç bir duruma düştüğünün, farkında mısın?" Bu durum gerçekten gülünçtür. Çünkü, "Yazıyı yazan yazıdır", "Sehpayı yapan sehpadır" demekten farkı yoktur bunun.

Dikkatle bakan görür ki, tabiat da harikulade bir sanat eseridir. Kendisini yoktan var eden, binlerce nakış, çeşit çeşit renklerle süsleyen Yaratıcı'sını gösterir. Tabiat, yukarıda tasvir ettiğimiz yaratıklardan oluşan eşsiz bir tablodur ki, hal diliyle "Benim sanatkarım sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah'tır! diye haykırmakta, bu gerçeği kainattaki ahengin musikisiyle ilan etmektedir.

Son söz: Tabiat Halık yani Yaratıcı olamaz, çünkü aciz bir mahluktur!